Küçük tebessümlerden kurtulabilen sınırlı anlarda gizlidir özleyişler.. En derin destekçilerini kara camların ardına sakladın... Bırak...Kalk ve doğrul o kahverengi banklardan... Kaç! ...Neden bu maviyi arzulayış?...
Mor ağaçlarımdan dökülen yapraklara yetmedi kat ettikleri yol… düşlerince yaşayamadılar acılarını.. kısacık sürdü.. an kadar…Düştü ve katıldı diğerlerine… ezildi, savruldu yerinden oldu, kırıldı, belki de...
açılıp gelmeliydi... aç ve korkunç bahar yelinde savrulup mor saçlarına eşlik eden boş ve bitap kolların....ahhh... gülen baharımın ağlayan hüzünlü yüzü... ne oldu... neyin var?...
Düşlerimden daha yorgundu sana duyduğum arzu. bir kere gördüm sadece bir kere.. şimdi ise saçlarının kızıllığı ile yarışıyor içimdeki korlar..
Düşlerim hala yorgun.. dinlenmek bana mı kalmış? yorgun işte... dinlenmek istediğim.. durulmak istediğim bir yer var... çöldeki o vaha sensin... bana keşfettir... terk edip sıcak kum yığınlarına dönen...
Küçük bir çocuğum. Hayatla tek alıp veremediğim; kara dallarında asılı tuttuğu hüzünleri koparabilmek. Gördün mü? yine koparamadım. Bisikleti, Oyuncağı, Yüzmeyi, Yüzsüzleşmeyi, İhaneti... Hepsi hala asılı... Büyüdüm...
Kalbimi gömdüğüm kan tarlası gelinciklerin ortasında beyaz elbiseli bir kadın... Elbisesinden cesaretle yüreğini şile beziyle aynı saflıkta sanmakta ki... tarladan ayrılışı yanılgısını yüzüne hoyrat bir...
küçük bir çocuğun harçlıklarını biriktirdiği minik bir kumbaradır yüreğim... kimse açmaya tenezzül etmez....sevgini hep orda saklayacağım...korkma kimseler bilmez...